18 Mart 2016 Cuma
İmanın Derinleşmesinde Zor Anların Önemi
Yüce Allah dünya hayatında insanları zorluklarla imtihan edeceğini bildirmiştir. Bu zorluk ve sıkıntılar, iman etmeyen kişilere de Müslümanlara da isabet edebilir. Ancak bunlar iman etmeyenler için bir tür azaba dönüşürken, Allah'ın herşeyi hayırla yarattığını bilen salih Müslümanlar için eşsiz birer güzelliktir. imanlarının derinleşmesi için değerli bir vesile, neşelerinin, coşkularının, birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarının güçlenmesi için bir fırsattır.
Zor anların müminlerin hayatında büyük bir önemi vardır. Çünkü müminler her türlü zorluk, sıkıntı ve yokluk anında dayanıklı, cesur, tevekküllü, hoşgörülü, fedakar ve merhametli olmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün bilincinde olan, her olayı büyük bir olgunluk ve tevekkülle karşılayan, olayların hikmetlerini ve hayırlı yönlerini görmeye niyet eden, çevresindeki insanları da aynı üstün ahlakı yaşamaya davet eden bir Müslüman, zor durumlar karşısında bu tavrını değiştirmez.
Kuran'da elçilerin ve salih müminlerin tarih boyunca karşılaştıkları bu tür zorluklar örnek verilmektedir. Salih müminler yaşadıkları her zorluk anında çok şiddetli denemelerden geçirilmiş, ancak tüm bunlar karşısında çok üstün bir ahlak sergilemişlerdir.
Yüce Allah Kuran'da tüm inananların benzer zorluklarla karşılaşacağını bildirmekte ve sabır gösterenleri de sonsuz güzelliklerle müjdelemektedir. İşte Müslümanların yaşadıkları bu zorluklar, Kuran ahlakının gösterilmesi açısından en değerli zamanlardır. Ayette bildirildiği üzere Müslümanlar zor anlarda üst üste gelen sıkıntılara ve zorluklara karşı "... Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." (Bakara Suresi, 156) cevabını verenlerdir.
Her insan bir zorlukla ya da bir sıkıntıyla karşılaştığında içinde iki farklı ses duyar. Bunlardan biri fedakarlığı, cesareti, güzel ahlakı ve her zaman Allah'ın dilediği şekilde davranmayı emreden vicdanın sesidir. Bu sesi dinleyen kişi, her zaman için Yüce Allah'ın en çok razı olacağını umduğu tavrı gösterecek, sabrı ve tevekkülü tercih edecektir.
İkinci ses ise Yusuf Suresi'nin 53. ayetinde de bildirildiği gibi "var gücüyle kötülüğü emreden" nefsin sesidir. Bu ses insana isyanı, fıskı, bencilliği ve korkaklığı fısıldar. Bu sesi dinleyenler ise, çok büyük bir kayba uğramış ve nefse etki eden şeytanı kendilerine dost edinmişlerdir. İnsanların nefislerine uyarak nasıl bir kayba uğrayacaklarını anlamak için, şeytanın bu kişiler üzerindeki etkisinin nasıl gerçekleştiğini bilmek gerekir. Kuran'da bu konuda ayrıntılı olarak bilgi verilmekte ve müminler şeytanın tuzaklarına karşı uyarılmaktadırlar.
Şeytan insanları doğru yoldan engellemek için her türlü yolu deneyerek, şükretmelerine ve güzel ahlak göstermelerine mani olmaya çalışır. Bunun sonucunda da insanların büyük bir bölümünü kendi fırkasına katar. İşte nefis de, şeytanın insanları aldatmak ve doğru yoldan engellemek için kullandığı sesidir. Bu nedenle şeytan insana bir zorlukla karşılaştığında her zaman için bencilliği fısıldar, kendi menfaatini düşündürtür, fedakarlığı, şefkati ve merhameti kötü ve zor gösterir.
Tüm bu nedenlerden ötürü Müslümanların bir zorluk, sıkıntı ya da musibet karşısında hemen vicdanlarına uymaları çok önemlidir. Çünkü önlerindeki iki seçenekten biri şeytanın taraftarlarının yoludur. Bu yolda bencillik, menfaatperestlik, rahatına düşkünlük, ikiyüzlülük, yani kısaca kötü ahlaka dair pek çok özellik yatmaktadır. Diğeri ise salih müminlerin yoludur. Müslümanlar vicdanlarının sesini dinler ve her zaman iyilerin yolunu izlerler.
Şunu da hatırlatmak gerekir ki, Müslümanın günlük hayatında çeşitli zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşması hem imtihanıdır, hem de ahirette kavuşmayı umduğu cennet yurduyla kıyas yapacağı bir mutluluk vesilesidir. Tüm bunlar zorluklarla, kolaylıkların ve rahatlığın kıyaslanmasından oluşacak yüksek bir zevkin de kaynağıdır. Ayrıca samimi bir Müslüman için sonsuz hayatında güzel bir hatıra, diğer müminlerin gördüklerinde takdir ve sevgilerinin artmasına, iman, heyecan ve gıpta hislerinden oluşan güzel heyecanlara kapılmalarına vesile olacak bir güzelliktir. Zorluk anlarında bir müminin gösterdiği güzel ahlak, dünyada diğer müminlerin o insana karşı saygı ve sevgilerini artıran, kendilerine bu ahlakı örnek almalarını sağlayan, Yüce Allah'ın izniyle imanlarına olumlu etki yapan bir vesiledir. Şimdi zorluk anlarının müminlerin imanlarını nasıl derinleştirdiğini inceleyelim.
Zorluk anları kamil imana sahip müminlerin "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."(Bakara Suresi, 156) cevabını verdikleri Yüce Allah'a olan sevgilerinin gücünü ve derin imanlarını göstermelerine vesile olan, ruhlarının arınıp şifa bulduğu zamanlardır.
İman Etmeyenlerin Zor Anlarda Sergiledikleri Tavırlar
“İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu." (Muhammed Suresi, 21) ayetinde de bildirildiği gibi güzel ahlakın asıl olarak "kesinlik ve kararlılık" gerektirdiği zamanlarda gösterilmesi önemlidir. Çünkü insanların büyük bir bölümü zorluk anlarında gösterilen sadakatin üstün bir ahlak olduğunu bilirler ve konuşmalarında böyle bir durumla karşılaştıklarında sadık ve güçlü olacaklarına dair sözler verirler. Ancak zorluk anı geldiğinde bazı insanların tavırları daha önceki vaatlerine uymaz. Kendilerine en ufak bir sıkıntı dokunduğunda kötü bir tavır gösterebilir, aniden hırçınlaşabilir, sevgi ve şefkat gibi duygulardan uzaklaşıp kin ve öfkeyle hareket edebilirler. Bir anda tevekkülsüz, isyankar, zalim bir tavra yönelebilirler. Bu nedenle, zorluk zamanları güçlü olanlarla güçsüz olanların birbirlerinden ayrılacağı, kötü ahlakın ortaya çıkacağı, imanı zayıf kimselerin ise endişeye kapılıp kendilerini belli edecekleri bir dönemdir. İşte böyle örnekler, samimi ve güçlü bir imana sahip Müslümanların değerini kat kat artırmaktadır.
Sıkıntı ve Zorluklar Müminin İmanını Nasıl Derinleştirir?
* Güzel Ahlak Kazandırır
Zorluk ve sıkıntıların getirdiği en önemli kazançlardan biri, ahlaki olgunluktur. Müminler Kuran ahlakının tüm dünyada hakim olması fikrine samimi olarak inanırlar, bu nedenle bu üstün ahlakın yayılması için sürdürdükleri fikri mücadelede her türlü zorluğu göze alarak çalışırlar. Dünyadaki amaçlarından biri tüm insanların İslam ahlakının getirdiği, refah, huzur ve kardeşlik ortamı içinde yaşamlarını sürdürmeleridir. Bu nedenle Kuran ahlakının yayılması için yürüttükleri fikri mücadelede gösterdikleri kararlılık ve sabır ile zorluklardan sıkıntılardan kaçmayarak bunlara göğüs gererler. Bu durum ahlaki olgunluğa ulaşmalarına, dolayısıyla da ince düşünceli, halden anlayan kimseler olmalarına, nimetlerin kıymetini daha iyi bilmelerine, bu nimetleri verdiği için Rabbimiz'e sürekli şükretmelerine, daha tevazulu, mülayim, yumuşak başlı ve kadir ve kıymet bilen olmalarına, nimete kavuştukları zamanlarda şımarmamalarına ve kanaatkar olmalarına vesile olur.
* Gerçek Sabır ve Tevekkül Kazanılır
Bir müminin en önemli özelliklerinden biri, her işini Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için yapması yani ihlas sahibi olmasıdır. İhlas sahibi bir mümin, yaptığı her hareketin hesabını ahirette vereceğini bilerek, Rabbimiz'i en fazla hoşnut edeceği umulan tavrı gösterir. Dolayısıyla daima sabırlı ve tevekküllüdür. Sabrının ve tevekkülünün sırrı ise, "Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık." (Kamer Suresi, 49) ayetinde de bildirildiği gibi, her olayı Yüce Allah'ın kaderle yarattığını bilmesidir. Bu nedenle, zorluklar salih bir müminin sabrını ve tevekkülünü pekiştirir, bu özelliklerinin derece derece artmasına vesile olur.
Hiç kimse bir an sonra ne olacağını bilemez. Bunun ilmi sadece Rabbimiz'e aittir. Ancak Yüce Allah Kuran'da birçok ayeti ile her işlerinde Allah'a yönelen müminlerin sonunun hayır olacağını bildirmektedir. Bu nedenle zorluk zamanlarında neşe ve şevkle sabredip tevekkül eden bir müminin sabrettiği her saat, her dakika, hatta her saniye ahirette sonsuz nimetlerle donatılmış cennetle karşılık bulmasını sağlayabilir. Soğuk, açlık, hastalık, hepsi sona erecek olan, süresi Rabbimiz Katında belirli, sadece dünyaya ait zorluk ve sıkıntılardır. Yüce Allah, imtihan olarak verdiği zorluklara sabretmenin karşılığında inanan kullarına cenneti müjdeler:
“Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın Katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz.” (Nahl Suresi, 96)
İnsan herşeyin yolunda gittiği, çok büyük bir bolluk ve bereketin içinde yaşadığı, sağlığının yerinde olduğu ya da hiçbir eksikliğin olmadığı durumlarda zaten rahatlıkla güzel bir ahlak sergileyebilir. Ama asıl önemli olan, insanın zarara uğradığı ya da kötü bir muameleyle, ters bir tavırla, haksız bir iftira ve karalamayla, incitici sözlerle, maddi kayıplarla karşılaştığında güzel ahlaklı bir tavır göstermesi, kötülüğe iyilikle karşılık vermesidir. Bir kişinin tokken yiyeceğini, sıcak bir ortamdayken kıyafetini vermesi de güzel bir ahlaktır. İkisi de Allah Katında değerli olduğu umulan ibadetlerdir, fakat zorluk anında sergilenen güzel ahlak insanın samimiyetini, ihlasını, imanının gücünü ve üstün erdem sahibi bir kişi olduğunu göstermesi bakımından çok daha önemli ve kıymetli olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Müminin zor koşullardaki sabrı "tahammül" etmekten çok farklıdır. Çünkü tahammülde iman etmeyen insanların tevekkülsüzlüğü, ümitsizliği ve şikayetleri vardır. Sabırda ise imanın getirdiği neşe, şevk ve manevi derinlik bulunur.
Peygamberimiz de Türlü Zorluklarla Karşılaşmışlardır
Zorlukla denenmek, Müslümanın hayatının önemli bir parçasıdır. Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca pek çok iftiraya maruz kalmış, öldürülmekle tehdit edilmiş, Mekkeli müşriklerden çok defa zulüm görmüş, sahabelerle birlikte sahip olduğu herşeyi bırakıp Medine'ye göç etmiştir. Hz. İbrahim ateşe atılmış, Hz. Yusuf önce ıssız bir kuyuda sonra da yıllarca hapishanede kalmış, Hz. Musa Firavun'un zulmüne uğramış, Hz. İsa'yı öldürmek için tuzak kurulmuş, ancak Allah elçilerine yöneltilen tüm bu tuzakları bozmuş, tüm zorlukları salih kulları için güzelliklere dönüştürmüştür. İman etmeyenler tarafından Müslümanlar aleyhinde, onlara zorluk vermek amacıyla çeşitli tuzaklar kurulacağı Kuran'da detaylı olarak haber verilmiştir. Allah bir ayette şöyle bildirmektedir:
“Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.” (Enfal Suresi, 30)
Sonuç: Her Zorlukla Beraber Bir Kolaylık Vardır
Yüce Allah Enbiya Suresi'nin 101. ayetinde, "Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar" olarak tanımladığı müminlere bir deneme olarak verilen zorlukların yanında çok büyük kolaylıklar da sağlanmaktadır. Müslümanların birlik içinde hareket etmeleri, herşeyin bir denemeden ibaret olduğunu bilmeleri, sonsuz ahiret yurduna hazırlık içinde olduklarının şuurunda olmaları, aslında bu zorluklar karşısında onlara verilmiş büyük birer kolaylık hükmündedir. Bunun yanında Yüce Allah müminleri çok daha büyük bir güzellikle müjdelemektedir. Peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarında da olduğu gibi Rabbimiz her zorluğun ardından inananlara mutlaka bir zafer, başarı ve galibiyet vermiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.” (Zümer Suresi, 61)
Müslüman Bütün Kalbiyle Allah’a Teslim Olur
Teslimiyet için imani olgunluk neden gereklidir?
Teslimiyet eksikliği niçin insanı yıkıma sürükler?
Kesin bilgi ile iman etmenin en büyük şartı olan teslimiyet, Yüce Allah’ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getiren her insan için çok kolay kazanılacak bir özelliktir. Çünkü Yüce Allah insanın fıtratını Zatına sevgi, inanç, güven ve bağlılık duyulmasına yatkın şekilde yaratmıştır. Bu nedenle asıl zor ve insanın fıtratına aykırı olan Yüce Allah’a teslim olmamaktır. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabbimiz, bir rahmet ve şifa olarak indirdiği Kuran’da bu fıtrat üzerine yarattığı kullarına teslimiyet kazandıracak ve müminlerin teslimiyetini artıracak ahlak özelliklerini de bildirerek, kullarının üzerinden zorlukları almış ve bu şekilde onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.
Teslimiyet Eksikliği İnsanı Büyük Bir Yıkıma Sürükler
İman eden insanla, tam iman etmemiş bir insan arasındaki en büyük farklardan biri teslimiyettir. Bu farkı belirleyen özellikler şunlardır:
Tam teslim olmayan bir kişi kendisini besleyenin, büyütenin, sahip olduklarını verenin Yüce Allah olduğunu kavrayamamıştır. Yanlış bir zanna kapılarak çevresindeki insanların ve olayların onu sahip olduğu duruma getirdiğini sanmaktadır.
Teslimiyetsiz bir kişi için hayat bir karmaşadır. Kendisi de dahil olmak üzere, etrafındaki herşeyin tesadüfler sonucunda işlediğini sanır. Bu durumda hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ve huzur duyamaz. Çünkü her an başına bir şey gelebilir, onu üzecek olaylar olabilir.
İman etmenin kalbe verdiği huzurdan yoksun olan kişi, zamanının önemli bir bölümünü gelecekle ilgili endişeler duyarak geçirir. Sağlığını yitirmesi, işten atılması, çevresinde bulunan bir insanın yaşamını yitirmesi gibi henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimali olan yüzlerce, hatta binlerce konuyu düşünerek, hayatının kötü olacağı kaygısını taşır. Her biri için ayrı ayrı endişelenmek durumunda kaldığı için kişi, karamsar, gelecek korkusu taşıyan, psikolojik saplantılar sahibi biri haline gelir.
Karamsar ruh hali, teslimiyetsiz kişinin fiziksel görüntüsüne de yansıyarak olduğundan daha yaşlı, sağlıksız bir bedene, mat ve donuk bakışlara sahip olmasına neden olur. Ayrıca tüm bu sebepleri bağımsız ve kontrolsüz zannettiği için farkında olmadan yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinerek Yüce Allah’a şirk koşar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Şirk ise Yüce Allah’ın asla affetmeyeceğini bildirdiği çok büyük bir günahtır. (Nisa Suresi, 48)
Başlarına gelen olayların Allah’tan olduğunu düşünmeyen bu kişiler, karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendilerinin çözeceklerini sanarak müthiş bir sıkıntıya girerler. Oysaki her ne yaparlarsa yapsınlar, Allah dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmeleri mümkün olmaz. Çözüm bulduklarında, bu da yine ancak Allah’ın emri ile gerçekleşir. Bu nedenle teslimiyetli bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içinde yapar.
Yüce Allah’a güvenmeyen, O’nu dost edinememiş, kaderini kendisinin çizdiği (Allah’ı tenzih ederiz) yanılgısına kapılan bu insanlar, aslında teslim olamamanın getirdiği karanlık ruh hali ile cehennem ortamının benzerini çok değer verdikleri dünyada yaşamaya başlarlar. Onların bu yanlış zanları ve direnmeleri nedeniyle hem dünyayı hem de ahireti kaybettikleri bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
“İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü döner. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.” (Hac Suresi, 11)
Sayın Adnan Oktar Allah’a teslimiyetin önemini anlatıyor
ADNAN OKTAR: Tevbe Suresi, 24. ayet; şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah diyor ki; “De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız,” yani aileye insanlar titizdir ya, “kardeşleriniz, eşleriniz,” karısıysa kocası, kocasıysa karısı, “aşiretiniz,” arkadaş çevresi, “kazandığınız mallar,” ticaret, insanların en çok kafayı taktığı konulardan birisi, “az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret,” hep az kar getireceğinden çekiniyor insanlar, “ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden,” yani Allah’ın Mehdisi olan Peygamberimiz (s.a.v.)’den, “ve O’nun yolunda cehd etmekten,” yani Allah yolunda İttihad-ı İslam’ı oluşturmak için gayret etmekten, “daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin.” Ölüm sizi alıp götürünceye kadar. “Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diyor Allah. Müslüman ne yapacak? Bütün bu sayılanları kenarda bırakıp, bütün kalbiyle Allah’a teslim olup, Allah yolunda cehd edecek, gayret edecek; İttihad-ı İslam için, Müslümanların birliği için, Türk-İslam Birliği’nin asrımızda oluşması için gayret edecek, inşaAllah. Kuran bunu farz kılmış, Allah bunu farz kılmış ayette. (Sayın Adnan Oktar’ın 12 Mart 2012 tarihli A9 TV sohbetinden)
Müslümanların Allah’a Güven ve Teslimiyeti Tamdır
Mümin, her işin Allah’a ait olduğunu bilir. Herşeyin bir amaç ile yaratıldığından, her olayın hayır ve hikmetle sonuçlanacağından emindir. Her bir varlığın, gerçekleşen her olayın, Allah’ın bilgisi dahilinde olduğuna iman etmiştir. Yüce Allah, ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:
“O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur.” (Hud Suresi, 56)
“Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na ‘gönülden boyun eğmiş’ bulunuyorlar.” (Rum Suresi, 26)
Mümin, Allah’a dayanıp güvenmekle Allah’a tevekkül etmiş olur. Tevekkül eden kişi, Allah’ı vekil kılmıştır. Allah’a yönelip, O’na dua edip, tevekkül ettikten sonra, endişe edecek hiçbir şey olmadığını bilmektedir. Allah, mümin için mutlaka en hayırlı sonucu oluşturacaktır. Kuran’daki, “Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter” (Ahzab Suresi, 3) hükmüyle Rabbimiz müminlere bu güvenceyi vermektedir.
Allah’a güvenen, kendisini O’na teslim eden insan, nefsinin ve şeytanın kışkırtmalarından da korunmuş olur. Kuran’da bu gerçek, “Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur” (Nahl Suresi, 99) hükmü ile haber verilmektedir.
Allah’ı takdir edebilen bir insan, zaten Allah’tan başka Kendisi’ne güvenilecek, Kendisi’nden yardım beklenecek başka bir varlık olmadığını da bilmektedir. Vekil kılınmaya layık olan, Kendisi’ne tevekkül edene mutlaka yardım edecek olan yalnızca Allah’tır. Allah’tan başka Yaratıcı, yardımcı ve vekil yoktur.
Teslimiyet İmani Olgunluk Gerektirir
Yüce Allah’a teslim olmak, “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği gibi imani olgunluğa erişmiş müminlerin önemli bir özelliğidir. Çünkü;
Teslimiyet, Allah’tan çok korkmak, O’na her şeyden ve herkesten çok bağlanmak ve O’nu çok sevmekle mümkündür. Bir insanın Allah’a gerçek anlamda teslim olması ise ancak, kendisine yalnızca Allah’ı dost ve veli edinmesi ile mümkün olabilir.
Yalnızca kamil iman sahipleri kendileri de dahil olmak üzere tüm varlıkların Allah’ın denetiminde olduğunu, her şeyin tek Yaratıcısı, tek sahibi ve tek hakiminin Yüce Allah olduğunu kavrayarak O’na teslim olmanın huzurunu yaşarlar.
İmani olgunluğa erişmiş bir mümin, her insanın Rabbimiz’e muhtaç olduğunu bilip, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak kendi bedenini ve ruhunu Allah’a emanet eder ve tam teslim olur.
Kamil iman sahipleri hayatları boyunca karşılarına çıkan her olayın Allah’ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilirler. Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavırlarından taviz vermez ve her zaman için Allah’a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olurlar. Müminlerin bu tavırları ise, Yüce Allah’ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının en güzel biçimde yaşanmasına vesile olur.
Allah, insanları hayatları boyunca kaderlerinde belirlediği birçok olayla dener. Bu olaylara tevekkül edenler, Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanırlar. Tevekkülsüz davrananlar ise, hem dünyada sıkıntı, huzursuzluk ve mutsuzluk yaşarlar, hem de ahirette sonsuz bir azapla karşılık görürler. Tevekkülün insan için hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç ve kolaylık olduğu çok açık bir gerçektir. Allah, tevekkülle ilgili sırları müminlere vererek onların üzerinden zorlukları almış ve onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.
Sıkıntılardan Kurtulmak İçin Yüce Allah’a Teslim Olmak Gerekir
Sorunlar, acılar, zorluklar, beklentiler ya da istekler birbirlerinden ne kadar farklı olursa olsun, dünyanın dört bir yanındaki tüm insanların sıkıntılarının çözümü tektir. Çözüm Allah’a yönelmek, Allah’ı çok sevip, Allah’a güvenip, herşeyi Allah’tan istemektedir. Olayların içinde kaybolup bir çıkış yolu aramaktansa, çözüm o olaydan dışarı çıkıp, sonucunu ve yardımı Allah’tan beklemektedir. Unutmamak gerekir ki;
Allah bir kimseyi severse, onu dilediği herkese sevdirir.
Allah bir kimseye rahmetini, nimetini açarsa; tüm dünyada, tüm insanlarda ona karşı rahmetiyle ve nimetiyle tecelli eder.
Bir insan Allah’ın koruması altında olursa, kimse ona zarar vermeye güç getiremez.
Allah bir kimseye mutluluk, neşe, huzur, bereket verirse, hiçbir şey ya da hiçbir insan, bunları engellemeye güç yetiremez.
Allah bir insanın yolunu açarsa, bir kişiye kolaylık dilerse, hiçbir olay ya da hiçbir insan bu yolu kapayamaz.
Dünya üzerinde her nereye gidilirse gidilsin, Allah’tan bağımsız, canlı cansız hiçbir varlık yoktur. Herşey ve herkes Yüce Rabbimiz’e boyun eğmiştir. Her biri, her an Allah’ın emrine uymakta ve Rabbimiz’in buyruğunu yerine getirmektedir. İşte, dünyanın en büyük sorunlarıyla, acılarıyla ya da sıkıntılarıyla yüzleşen bir insanın dahi, bu kesin ve değişmez gerçeği asla unutmaması gerekir.
Bir insan bu gerçeği bildiği ve bu gerçeğe inanarak yaşadığı takdirde; sorunlar, konular her ne olursa olsun, gerçek çözümün bilgisinin şuurunda olacaktır. Allah’a teslim olup Allah’ı dost ve vekil edinmekten, Allah’a güvenmekten, Allah’tan yardım istemekten ve Allah’ın en güzelini yaratacağından emin olmak, herşeyin tek ve kesin çözümüdür. Elbetteki insan fiili olarak elinden gelen her yolu deneyecek, tüm sebeplere sarılacak, gücünün yettiği en fazla çabayı harcayacaktır. Ama bunların sadece birer dua mahiyetinde olduğunu asla unutmayacak ve çözümün yalnızca Allah’a yönelmek ve teslim olmak olduğunu bilecektir. Allah Kuran’da pek çok insanın zaman zaman gaflete düştüğü bu önemli gerçeği kullarına şöyle hatırlatmaktadır:
“… Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.” (Hac Suresi, 78)
Müminlerin imtihanı Allah’tan bir rahmet olarak çok kolay yaratılmıştır. Fakat bu kolaylık yalnızca samimi iman eden ve kadere tevekkül edenler içindir. Hakkıyla iman eden, samimiyetle Allah’a teslim olan bir Müslüman, karşısına çıkarılan görüntülerin sürekli değişmesini ibretle, heyecanla, şükürle, tefekkürle seyreder. Koltuğa oturup bir filmi seyreden kişinin rahatlığı içinde, onun için hazırlanmış olan kaderi güven ve sevinçle takip eder. Bazen hareketli, bazen ürkütücü, bazen nefse hoş gelen, bazen sakin görüntülerden oluşan bu kader görüntülerinin tamamında bir iman zevki, iman heyecanı vardır. Ürkütücü görüntüler, özel hazırlanmış görüntülerdir. En ince detayına kadar planlıdır. Ama sonuçta bunların tümü Allah’ın bilgisi dahilinde ve O’nun kontrolündedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)